Kategori İK & Yönetim

Son 3-4 yıldır yönetim ve İK ile ilgili katıldığım tüm zirvelerde değişmeyen ve bir türlü çözülemeyen bir konu başlığı var. Bu konu başlığı yazının da başlığından anlaşılacağı gibi Y kuşağı yani gençler. İK’cı, yönetici ve işverenlerin en büyük sorunlarından biri şu anda yeni kuşak çalışanları anlayamamaları, onları şirkette tutamamaları. Y kuşağı ile ilgili ilk yazıyı 2008 yılında, yani bundan 5 yıl önce yazmışım ama daha iki gün önce katıldığım konferansta bile konuşmacı olan İK yöneticisi Y kuşağını anlamadığını söylüyordu. Burada sorunun Y kuşağında ve gençlikte değil onu anlamayan yöneticide olduğunu artık fark etmeliyiz.

Gençlik için yapılan her türlü eleştirinin (Tembeller, vefasızlar, sabırsızlar, havalı unvanlar ve makamlar istiyorlar, başına buyruk davranmak istiyorlar, emir almaktan hoşlanmıyorlar) sadece yöneticileri ve İK’cıları başarısızlığınızı gösterdiğini ve bu sızlanmaların aslında hiç bir işe yaramadığını bilmek gerekiyor. Çünkü, gençler baskıcı şirketlerde durmuyor, turnover oranları tavan yapmış durumda ve yakında bu tarz gençleri anlamayan şirketlerde İK’cılar çalışacak kimseyi bulamayacak.

Bu kuşak meselesini harften ibaret(y,z,x) görmüyorum. Gençler tüm tarih boyunca anlaşılamamış, bu şu anda değil hep var olmuş. Mesela Aristo, bundan 2300 yıl önce gençliği şöyle anlatmış: Gençlerin istekleri pek çoktur ve bunları hemen eyleme dönüştürmek isterler. Çok değişkendirler. İstekleri geçicidir; birden parlar, birden söner. Tutkuludurlar, huysuz ve öfkelidirler. İsteklerinin önüne dikilen en küçük engele bile katlanamazlar.

Karar vermemiz gereken şey ise şudur. Hala 2300 yıl önceki kafa ile mi davranacağız, yoksa yok daha neler deyip, gençlere hak ettikleri değeri verecek ve onları anlayacak mıyız? Eğer cevabınız evet ise yazının geri kalanını okuyun, hayır ise sizi robotların yanına alalım :)

Peki nasıl oluyor da gençliğe bayram armağan edilen bir ülkede gençler ve Y kuşağ sorunu çözülemiyor. Bu güne kadar yeni kuşaklarla ilgili çok sayıda yazı yazdım ( Z kuşağı, Kuşak Savaşları, Genaration Flux ) Hepsinde ortak bir kaç nokta ön plana çıkıyordu.

1- Değişim artık kaçınılmaz. Bir değişim var ve İK’cılar ve şirketler hala eski kuralları işletmek istiyor. Çünkü eski kurallarla yetişmişler ve o kuralları doğru buluyorlar. Daha doğrusu aldıkları eğitim sonucu bildikleri tek şey o kurallar. Ve bildiklerini kaybederlerse yapabilecekleri bir şeyleri kalmıyor. Bu yüzden değişime ayak diretiyorlar ve gençlere ve yeni kurallara yol vermiyorlar. Gençler ağır yapılı eski kafalı kurumlarda duramıyor çünkü kurallar eski. Değişim yönetimi eğitimleri aslında hikaye çünkü statüko değişimi reddediyor. Reddetmez ise varlığını kaybedeceğinden korkuyor.

2- Hızlı öğrenme hızlı terfi: Gençler ve Y kuşağı ile ilgili sık dile getirilen bir eleştiri de çok çabuk yükselmek istemeleri ve bulundukları pozisyondan çabuk sıkılmaları. Oysa dünyadaki değişimle birlikte eğitim de değişti. İnternetle birlikte yeni öğrenme biçimleri ortaya çıktı ve bu durum bazı şeylerin ciddi derecede hızlanmasına yol açtı. İş hayatının ana prensiplerini oluşturan İşletme bölümlerinde eğitim 4 sene sürüyor ve bazı dersler 2 yıl sürüyor.Oysa bir sunum veya 2 günlük bir eğitimle 2 yılda anlatılan her şey anlatılabiliyor aslında.Yani şu anda slideshare ve Youtube’da üniversitede anlatılandan daha çok bilgiyi çok daha kısa bir zamanda hiç para ödemeden ve hiç sınava girmeden edinebilirsiniz. Ve bunu 4 yıl değil bir yılda bile bile tamamlayabilirsiniz. Bu hızlı öğrenme biçimi, gençlerin iş hayatında da hızlı öğrenmesine, uzaktan eğitim sistemleri ile iş yerinde de kendilerini hızlı şekilde geliştirmesine yol açtı. Böylece potansiyeli olan kişi alanında müdür olmak için artık 5 sene beklemek istemiyor. Bilgilerini daha hızlı alıyor ve eski usta çırak ilişkisine dayalı, aylık yayınlanan fasiküllere dayalı işyerinde öğrenme anlayışını, bloglar, sosyal medya, sunum ve video üzerinden öğrenmeye dayalı sistem alıyor. Bu yüzden çalışanın bilgisini fark eden ve ona sorumluluk verip değerli hissettiren bir sistem kurmak gerekiyor.

 

3- Makam ya da kariyer değil, yetişme biçimi: Gençler nasıl yetişti? Geçen gün Çiler Yıldız‘ın söylediği bir cümle bu konu hakkında aklımda yarım kalan noktayı tamamladı. “Y kuşağının beklentisi oda ya da makam değil, karar verme yetkisi istiyorlar, çünkü böyle yetiştirildiler. Biz onları böyle yetiştirdik. Ben 1 yaşındaki kızıma ayakkabı alırken, önüne beyaz ve siyah ayakkabıyı koydum ve o pembe olan başka bir ayakkabıyı seçti ve eve geldiğinde onu bu ilk seçiminden dolayı alkışlayarak kutladık” dedi. Örnek çok güzel bir örnekti. Tofler’in belirttiği üreten tüketici kavramının sonuydu bu aslında. Tüketici çok fazla hak sahibi olmuştu ve biz bu hakları çocuklarımıza da vermiştik. Bu çocuklar büyüyünce ve iş yerlerinde çalışmaya başlayınca bu seçme özgürlüğünü ve karar verme hakkını üstlerinden de istemeye başladılar. Doğal olarak yükselmek istiyorlardı ama öncelikle kendi kararlarını da vermek istiyorlardı. Robot gibi hareket edecekleri, üstlerinin emrettiği her şey yerine kendi akıllarına gelen ve doğru buldukları şeyi yapmak istiyorlardı. Bu yüzden Y kuşağı çalışanlara sorumluluk vermek gerekiyor. Çalışan da olsa kendisine özel karar verebileceği şeyler mutlaka olmalı ve gönüllülük tarzı yapılarla çalışanların bu sorumluluk duygusunu öğrenmeleri sağlanmalı.

4- Bırakın artık gençler konuşsun: Birini anlamak için onu dinlemek ve gözlemek gerekiyor. Tüm zirvelerde Y kuşağı ile ilgili yapılan tüm konuşmaları daha büyük kuşaklar yapıyor hala. Yani gençleri gençler değil, diğer kuşaklar anlatıyor. Bir gün bir konferansta Y kuşağı, Y kuşağı konusunu, Y kuşağı genç bir konuşmacı anlatırsa bu problemi asıl o zaman çözülmüş sayacağım :)

Bu blogu yeni keşfettiyseniz ve bu yazıyı beğendiyseniz Dijital İKİK ve YönetimSosyal Medyaİşveren Markası hakkındaki yazılarımı okuyabilir ve Twitter hesabımı takip edebilirsiniz.

“Kariyer 2.0 – Değişen iş dünyasında, başarılı bir kariyerin yeni yolları” kitabıma İdefix,  D&R ve Babil.com ve Seslenenkitap‘tan ulaşabilirsiniz.

 

Yorum yazın

Yorum