Kategori İK & Yönetim

Strateji olmaz ise olmazımız ama pek fakında değiliz. Yine de misyon ve vizyondan daha çok seviyoruz ve daha anlaşılabilir gibi geliyor bizlere. Peki İş hayatında özellikle İK’da nedir bu strateji olayı, ne kadar umursuyoruz, neler yapıyoruz? Uzun yıllardır bozuk bant gibi dinlediğimiz “Stratejik ortak” ve “Stratejik İK” şarkıları pek de işe yaramadı. Türkiye’nin AB üyeliği ile İK’nın stratejik ortak olma olayı aynı çizgide neredeyse. Sonunda, yıllar yıllar sonra İK pek de ortak olamayacağını anlayıp uzaklaştı sanki. Neyse biz konumuza geri dönelim.

“Strateji aslında bir düşünme sürecinin sonundaki bir karardır. Bir sürü yerlerden geçilmiştir: Vizyon, veriler hatta ufak denemeler. Onun için riskine de isteyerek katlanılır” der @ahmeteryilmaz

Daha hedef/amaç olmadan strateji olur mu? İK’nın tıkandığı alan burasıydı aslında. Amacı bilmiyordu veya kendi dünyasındaki amaca inanmıştı oysa yukarıda CEO katında inançlar değişebiliyordu ve İK onlar açısından belki de en azından bir şeyler yapıyor görünsün diye müzakere açılıp durulan o ülke tadındaydı. Yukarıdan görünen resim ve aşağıdan anlaşılan resim farklıydı. Üstelik resim çok büyüktü ve her yerini görmek pek mümkün değildi :)

Bir başka bir konu, İK, fonksiyonun doğası icabı çok strateji ‘kaldırır’.  Bir örnek. Transferlerin hızlı olduğu bir dönemde MT’ler (0 km yönetici adayları) gidiyordu. Onların uzun ve maliyetli bir eğitimi olduğu için İK direktörüne sormuşlardı ‘Gitmelerini önleyemez miyiz?’. O da şöyle demişti: ‘Bizim seçtiğimiz ve yetiştirdiğimiz insanları sisteme kazandırıyoruz, bu bize yeter. Gerekirse daha çok alır, daha hızlı eğitiriz.’  İşte bir İK stratejisi.

Pahalı bir danışmanlık firması çok yüksek turnover yaşayan bir şirkete çözüm bulmaya gelmiş, pahalı başlangıç eğitimini yaptıktan sonra ise “Turnover iyidir, kötü personelinizden arınıyorsunuz” demişti. Yüksek para verildiği için yönetim danışmana inanmış ama İK mülakat yapmaktan nefes almaya fırsat bulamamıştı. Turnover iyidir, neye ve kime göre? Yönetimin bir stratejisi yoktu ama İK bir strateji varmış da yönetim ona uymuyormuş gibi davranıyordu oysa strateji falan yoktu hatta web sitesindekini saymazsak bir vizyon ve misyon dahi yoktu. Ha bir de şirket duvarında vardı hakkını yemeyelim duvarın!

Stratejiyi kim belirler? Ne bileyim cevap durumsal. Hiç şart değil İK yöneticilerinin belirlemesi. Hevesliyse CEO dahi olabilir. Ama bu konunun PR’ını yapma görevi kesin İK çalışanlarınındır.

Bir de stratejiyi gerçekten bilmiyoruz. Hani durumsal kurnazız ama uzun vadeli zeki değiliz. Bunu hala göçebe ruhumuza borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Daha oturup yerleşemediğimiz için ne yapacağımıza da bir türlü karar veremedik. E biz değil miydik “Kervan yolda düzülür” diyen. Hele bir başlayalım sonra düşünürüz dedik hep. Dedikçe de kaybetmeye ve strateji yoksunu olmaya devam ettik. Bu kadar yoksunluğa strateji hatta stratejİK ortak çok fazla geliyordu.

Bazen İnsan Kaynaklarını batan Titanic’te gemide çalmaya devam eden o son orkestraya benzetiyorum. O kadar stratejik ve insancıl…

Eee ne mi olacak? Buz dağına çarpıp öğreniyoruz biz. Böyle kocaman küt diye çarmadan gemi yönetmeyi/şirket yönetmeyi öğrenemiyoruz. ( Son zamanlarda “Başarısızlık”ları tecrübe diye satıp para kazanan girişimciler bile gördük. Nasıl buz dağına çarptım ne körmüşüm diyen ve herkes buna gülerken kazanan adamlar gördük.) Yani küt diye çarpıp stratejiyi de öğreneceğiz, bir amacımız da olacak. Bu arada İK yol kazasına kurban gidecek belki de. Sonra mı? Yeni gemiler yapıp yeni yollara düşeceğiz.

* Bu bir Füzyon yazısıdır. Sevgili hocam Ahmet Eryılmaz ile birlikte çalıp söyledik.

** Bir süredir blog yazmaya ara vermiştim. Kitap yazınca biraz duruluyor insan :) Aslında biraz okumaya verdim kendimi. Bazen böyle mola verip yenilenmek gerekiyor. Neleri okuduğumu merak edenlere, okuduklarım iş kitapları değil daha çok roman ve Bilimkurgu. Size de tavsiye ediyorum, alın okuyun, çok zihin açıcı üç kitap ( 123 ) Bundan sonra daha çok blog yazısı yazmaya gayret edeceğim ama daha çok içimden geldiği gibi…

Yorum yazın

Yorum