Kategori Sosyal Medya

Aklımızı mı yitirdik yoksa bir şeyler mi değişiyor?

İnternette izlediğimiz, anlamlandıramadığımız ama çok güldüğümüz, saçma bulduğumuz ama kendi de taklit ettiğimiz çok sayıda şey var. Bunların ortak adı “İnternet Mimleri” Mesela şu anda selfie fotoğraf çekme akımı var. Normalde oldukça tuhaf görse de şimdi eğlenceli bulduğumuz bu fotoğrafları çekiyoruz ve bunu yayınlıyoruz. Peki neler oluyor? Aklımızı mı yitirdik yoksa bir şeyler mi değişiyor?

İnternet ile birlikte büyük bir değişim başladı. Bu değişimdeki en ilginç konular, çocukların bu değişime çok iyi yatkınlık göstermesi ve  internet ile birlikte biz yetişkinlerin beyninin de çocuklar gibi çalışmaya başlaması. Saçma da bulsak, hepimiz yukarıdakinin benzeri internet mimlerini yapıyoruz. Kedili ve bebekli videoları izliyoruz. Gangnam türü akımları hemen taklit edip internette paylaşıyoruz. Atılan tweetler ve yazılan yorumlar bizi kahkahalara boğuyor.

Her şey o kadar hızlı oldu ki ne olduğunu yeni anlamaya ve üzerinde düşünmeye başladık. Yaratıcılık ve ahenk internetle birlikte sanki kendiliğinden ortaya çıkmıştı. Ama aslında o kadar da  kendiliğinden değilmiş ve bunun ilginç nedenleri varmış.

oscar-selfie

Bugün, bigumigu’da okuduğum SXSW Interactive etkinliği yazısından* bu konuda önemli şeyler öğrendim ve bu konuda kafamdaki taşlar bir anda yerine oturdu. “Mimlerdeki anlam, neden çılgın GIF ve videoları Seviyoruz?” isimli oturumdaki notlardan oluşan yazıda Google’da Stratejik Planlama’nın başında çalışan Abigail Posner, çok önemli şeyler paylaşmış.

“Bir internet mimi, ne kadar absürt ve akıl dışıysa, o kadar çok rağbet görüyor.Bazen saçmalık seviyesi o kadar yükseliyor ki, insan neredeyse bunları izlerken beyni eriyecek sanıyor. (Harlem Shake’i düşünün.)”*

Posner, bu saçma videoların bizi aptal değil, tam tersine zeki yaptığını söylüyor. Hatta bu absürtlüklerden oluşan Visual Web’i (Görsel Web) ne kadar kullanırsak, o kadar zeki olacağımızı söylüyor. Tüm bunları açıklamak için ise çocuk beyninden örnekler veriyor.

“Çocuklar, alakasız fikirler ve objeler arasında serbest bağlantı kurmaya çok yatkınlar. Çocuk beynindeki sinapslar (nöron bağlantıları) yetişkinlere oranla çok hızlı çalışıyor ve sürekli çok sayıda bağlantı ateşliyor.”*

Çocuklar mantık kurallarına uygun ve lineer (doğrusal) düşünmüyorlarmış çünkü bunu daha öğrenmemişler ve diğer çocuklar hiçbir zaman “ne saçma bir fikir” diye tepki vermezlermiş.

“İşte visual web, bizi bu çocuksu ve kuralsız, her şeyin mümkün olduğu evrene geri götürüyor ve bizim nöronlarımızdaki synapsların da sürekli ateşlenmesini sağlıyor. “Bu da ne?” “Bununla ne alakası var?” “Alakasız ama garip/komik/şaşırtıcı olmuş, bunu sevdim!” der nöronlar.”*

Posner buna, beyinde kurulan yeni bağlantıların adından hareketle, Synaptic Play diyor ve yazdığı bir yazıda bu konuya ayrıntılı şekilde ayrıca değiniyor. Bundan sonraki düşünme biçimimizin değiştiğini ve bu söze göre yol alması gerektiğini belirtiyor.

“Gerçek bir keşif yolculuğu yeni topraklara ulaşmak değil, eski olanı yeni gözlerle görmek demektir. Marcel Proust”

Her şey etrafımızda ve sadece ona yeni bir gözle bakıp birleştirmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Synaptic Play denilen yeni düşünme biçimi iş süreçlerimize, şirketlerimize, liderlik anlayışımıza ve insanlığın yeni yapısına çok şey katabilir. Artık insanları yönetmek yerine bir Synaptic Play üzerinde birleştirerek, işlerini yapmalarını sağlamak gerekiyor . Bu düşünme biçiminin insan oğlunun kaybettiği bazı değerleri geri getirdiğini ve bizi daha fazla gülümseterek yaşam enerjimizi yükselttiğini düşünüyorum.Üstelik bu düşünme biçimi Generation Flux dediğimiz kuşağın kaotik kariyer yapısı ile de uyumlu görünüyor. Daha yaratıcı ve daha inovatif.

Artık lineer (doğrusal) düşünme biçimi ile ilerlemek çok zor. Mesela uzayı insanlara anlatmak için yapılacak ilk şey olarak aklımıza bir eğitim programı ya da bir kurs geliyor. Oysa bu artık çok sıkıcı. Ama şu anda uluslararası uzay istasyonunda bulunan astronatların dünyayı çekip tweet olarak atmaları çok popüler bir öğrenme ve merak sağlıyor. Uzayla ilgili olmama rağmen ben bile şu anda ISS’deki astronot Rick Mastracchio‘yu twitter’dan takip edip dünyanın uzaydan görünen haline bakıyorum. Bu birleştirici yaratıcılığın öğrenme üzerine bir sonucu ve evet gerçekten de oldukça heyecan verici!

Bu blogu yeni keşfettiyseniz ve bu yazıyı beğendiyseniz Dijital İKİK ve YönetimSosyal Medyaİşveren Markası hakkındaki yazılarımı okuyabilir ve Twitter hesabımı takip edebilirsiniz.

“Kariyer 2.0 – Değişen iş dünyasında, başarılı bir kariyerin yeni yolları” kitabıma İdefix,  D&R ve Babil.com ve Seslenenkitap‘tan ulaşabilirsiniz.

Yorum yazın

Yorum